Dünyanın dört bir yanındaki bölgeler, şiddetli su sorunlarıyla boğuşuyor. Kabil, suyunun tamamen tükenmesi beklenen ilk modern şehir olma yolunda ilerliyor. Meksika Şehri, altındaki devasa akiferin aşırı pompalanması nedeniyle yılda yaklaşık 50 santimetre hızla çöküyor. ABD’nin güneybatısında ise eyaletler, kuraklıktan etkilenen Colorado Nehri‘nin küçülen sularını paylaşma konusunda sürekli bir mücadele içinde bulunuyor.
BM Üniversitesi tarafından yayımlanan raporda, küresel durumun o kadar vahim olduğu belirtiliyor ki “su krizi” veya “su stresi” gibi terimlerin meselenin büyüklüğünü anlatmakta yetersiz kaldığı vurgulanıyor. Su iflası kavramı, doğanın sağladığı suyun tüketiminden fazlasının harcanması ve bu durumun dünyayı borçlu duruma düşürmesi olarak açıklanıyor. İklim değişikliğinin tetiklediği sıcaklık ve kuraklık ise mevcut suyu azaltarak sorunu daha da derinleştiriyor.
Raporda yer alan verilere göre, 1990’dan bu yana gezegendeki büyük göllerin %50’den fazlası su kaybetti. Büyük yer altı su kaynaklarının (akiferlerin) %70’i uzun vadeli bir düşüş içinde. Son 50 yılda Avrupa Birliği yüzölçümü kadar sulak alan yok oldu. Bu durumun insani sonuçları da ağır oluyor; yaklaşık 4 milyar insan her yıl en az bir ay su kıtlığı ile karşı karşıya kalıyor.
Rapor, acil durum odaklı düşünceden uzun vadeli stratejilere geçilmesi çağrısında bulunuyor. Önerilen önlemler arasında şunlar yer alıyor:
Araştırmacılar, suyun siyasi farklılıkların ötesine geçebilecek bir konu olarak “parçalanmış dünyada bir köprü” görevi görebileceğine inanıyor. Uzmanlar, iklim değişikliğini sınırlamanın, insanlar ve ekosistemler için yeterli suyu sağlamada hayati önem taşıdığını vurguluyor.
Reklam & İşbirliği: [email protected]